dimanche 28 novembre 2021
Accueil | Nos rubriques | Editos & Tribune libre

LAİK DEVLET anlayışıyla taçlandırılmış 98 yıllık TÜRKİYE CUMHURİYETİ

jeudi 28 octobre 2021 | par Engin



LAİK DEVLET anlayışıyla taçlandırılmış 98 yıllık TÜRKİYE CUMHURİYETİ

LAİK DEVLET anlayışıyla taçlandırılmış
98 yıllık TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Osmanlı Devleti hiçbir dönemde ırkçı olmamıştır.
Peki bu ne kadar gerçek ?
Aşağıdaki Şevket Süreyya Aydemir’in yazdığı kitap ‘Suyu Arayan Adam’dan bir alıntı ;
Birinci Dünya Savaşı’nda, Doğu Cephesi’nde, yedek subay olarak askerlere ders vermekte ; ilk derste peygamberin adını, yaşadığı yeri, hayatta olup olmadığını, dinlerinin adını vs sorup cevap alamamıştır, devam eder :

“İlk ders beni şaşırtmıştı. Bu sınıf, o zamanki milletin bir parçasıydı.
Hepsi de Anadolu köylüleriydiler.
Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutaassıp bilirdik. Hâlbuki bu gördüklerim sadece cahildiler. Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu.
Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki ; bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.

 Biz hangi milletteniz ?
Deyince, her kafadan bir ses çıktı…

 Biz Türk değil miyiz ? deyince de hemen ;

 estağfurullah !... diyorlardı.”

Osmanlı devleti Türklükle gurur duymayı değil dini bütünlüğü önemsedi.
Milleti değil, Ümmeti ve İslam Birliği teziyle dini birleştirici olarak görüldü.

Diğer taraftan dünya konjonktüründe dünya tarihi incelendiğinde görülür ki, dinlerin uygulanışında savaşların çoğu dinsel olgularla birleştirici ve barışı değil, ne yazık ki ayrıştırmanın beslenmesine şahit oluyoruz.

Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinde, devletin dini olmamalı teziyle laik devlet anlayışını benimseyerek, kişinin inancını kendine bırakılmıştır. Türkiye Cumhuriyetin inşasında birleştirici olarak öngörülen tek milli kimlik olarak Türklük seçilmiş, böylece ortak payda ile bütünlük sağlanacağı öngörülmüştü.

Milli Kimlik mi, Dini Kimlik mi ?

LAİK DEVLET modeli ve (Dini ve İnanç Özgürlüğü) ve Tam Bağımsızlık
( Anti Emperyalizm) Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinin olmazsa olmaz ilkeleriydi.

Atatürk, Laikliği, Çağdaş ve Evrensel olmanın karşısında bağnazlığın ilacı olarak görüyordu. Bu öngörünün önemini ben de, 2001’de İkiz Kulelere uçaklar çarpınca pompalanan İslam karşıtlığı özellikle yurtdışında yaşayan Türkleri derinden etkiledi. Ben şahsen o dönemde yaşadığım şehir Melbourne’da bu durumu çok yakından hissettim. O dönemde, bazı medya kuruluşlarında Avustralya toplumuna sürekli şu bilgi pompalanıyordu ; İslam –Müslüman eşittir potansiyel suçlu, dolayısıyla potansiyel teröristlerdi.

2002 yılında, suni şekilde yaratılan Türk eşittir İslam dolayısıyla potansiyel terörist olabilir algısının panzehiri olarak Atatürk’ün zihniyetini ve O’nun laiklik zihniyetinin Türk toplumdaki önemini kavrayarak orada çeşitli çalışmalarımla anlatmaya çalıştım. Atatürk’ün Çocukları derneğini kurdum. Ancak bu dernek hemen araştırılmaya başlandı. Ne amaçla kurduğum falan sorgulandı. Bu durumda bu adın ağır yükü olabileceğini hissedip Avustralya-Gelibolu Dostluk Derneği olarak adını değiştirdim.

Ardından bazı amatör çalışmalara imza atmaya çalıştım ve bazı dokümanlar ve kitaplar yayınladım. Türk toplumunda hali hazırda yerleşmiş Atatürk’ün laiklik zihniyetinin önemini tozlu raflardan indirip parlatmaya çalışırken karşıma yine Türk toplumunun dincilerinin büyük bir kesimi beni çalışmalarımdan dolayı dışlayınca anladım ki, dini birlik yetmiyordu, kültürel birliktelik ya da başa çimento gerekliydi ve daha önemliydi.

Avustralya’daki bazı kesimler tarafından yapay olarak yaratılarak pompalanan yanlış algıya karşı bu savaşta dinci-cemaatçi Türkler de bana karşı savaşmaya başlamışlardı. Onlarla baş etme konusunda yalnız bırakılmıştım.
Hatta Cumhuriyetçi - Atatürkçü dolayısıyla mücadeleci olması beklenenlerden bazılarının beni desteklemesini bırakın, kişisel ihtiraslarından dolayı, bana karşı uzak durarak hatta dinci kesimle dans eden dernekler ve şahıslar da türemişti.

2005 yılında, çok iyi bilinen bir cemaatin Melbourne’daki İslam kürsüsünün kuruluş toplantısındaki törende Avustralya Milli marşının arkasından Türk milli Marşının yerine Ezan okunmuştu. En küçük bir dernek toplantısında bile okunan Türk Milli Marşımız bu açılışta okunmamıştı. Üstelik Türkiye’den gelen siyasetçilerin, konsoloslarımız, akademisyen ve gazetecilerin olduğu bir ortamda hiç itirazın olmaması ilginç değil midir ? Avustralya’ya, Türkiye’den göçmen olarak yerleşmiş toplumun liderlerinin hemen çoğu orada olduğu halde, ne o anda, ne de daha sonra hiç bir itiraz sesi çıkmaması ayrı ve incelemeye değer sosyolojik bir durum olsa gerek.

Binlerce şehit kanıyla alınmış bir vatanın ve tüm dünyanın karşısına dikilmiş bir cumhuriyetin kendi egemenliğini başkalarına bu kadar kolay teslim eden başka bir millet var mıdır sizce ? Kendi bindiği dalı bu kadar olay kesen başka millet var mıdır sizce ?

Eşişiz ve yüce Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün millet bilincini, gerçek dışı İslam olan Suud’ların Vahabi din kültürüne tercih eden görevlilerin ya da cahillerimizin çok olduğu gibi, okumuş ama cahil kalmış örneklerimizin çokluğu da, sadece Türkiye’de değiller, dünyanın dört bir yanındalar, ne yazık ki. Peki, tüm bu olup bitenleri sadece izlemek bizi Cumhuriyetçi ve Atatürkçü yapar mı ? Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olmak, bayrak asmak ya da tüm bu olumsuzluklara sessiz kalmak değil, korumak ve kollamak için kendini görevli kılmak, görev almaktır.

Bu konuda yazılacak çok anılarım olsa da şimdilik bir şiir ile Cumhuriyetin muhteşem bir fazilet olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım ;

YA ATATÜRK OLMASAYDI,
YA CUMHURİYET OLMASAYDIK !
Bizi işgalcilere direnen ilk millet yapan,
Bölücü Sevr’i fırlatıp atan,
Lozan’la vatanımızı geri alan,
Kimlik bütünlüğünde kalmamızı sağlayan,
Mandacılara boyun eğmeyen,
Düşmana kanımızla set çektiren,
Ama asla diz çöktürmeyen,
Dünya tarihinin akışını değiştiren,
Ya O olmasaydı ?

Halkını kul değil, birey olarak gören,
Egemenliği millete veren,
Cumhuriyetle özgürlük tohumlarını eken,
Laiklikle vicdanı önemseyen,
Israrla demokrasiyi yeşerten,
Ya Cumhuriyet olmasaydı ?

İlkelliği, Gericiliği, Çağdışılığı,
Bilgisizliği kısa sürede yenmek
Önce zafer, ardından ileri toplumdu hedef,
Sermayesi sıfır imkândı maalesef,
Bilimi her şeyden üstün tutan,
Ya ATATÜRK olmasaydı ?

Kadınla erkeği eşit kılmak,
Halkını kısa sürede okur-yazar yapmak,
Sanayileşmeyi başlatmak,
Salgın hastalıkları kökünden kazımak,
Düşmandan kurtuluşun sadece bir parçasıydı ancak,
Ulus olma bilincini başlatan,
Ya CUMHURİYET olmasaydı ?

Unutma, öğren geçmiş tarihini
Ders olsun ümmetinin ihaneti
İyi belirle ulusunun dünyadaki yerini
Yakala her neredeyse evrensel medeniyeti
Her zaman muasır medeniyetleri örnek alan
Ya ATATÜRK olmasaydı ?

Ey bu vatanın evladı,
Atatürk’ün bu millete
Bir armağan olduğunu hatırlat,
Aydınlığını karartmaya çalışanlara inat,
O’nun yaptıklarını bıkmadan, bir bir anlat,
Derin uykundan uyanmaksa maksat
Aydınlanma, aydınlatma bayrağını teslim almak şart,
Karanlığa karşı hep aydınlığı savunan,
Ya ATATÜRK olmasaydı ?

Unutma ;
Geleceğimizin kararlarında hep birlikte rol almalıyız,
Çünkü, hepimiz geleceğiz,
Çünkü, hepimiz Türkiye’yiz,
Çünkü, hepimiz Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk’üz,
Çünkü, hepimiz Mustafa Kemal Atatürk’üz,

O’nu hala anlayamayanlara usanmadan şunu hatırlat ;

İki ‘Mustafa Kemal’ vardır ;
Biri, ‘et ve kemikten’,
Diğeri ; ‘Sen’, ‘Ben’, ‘O’, Biziz’,
ki ;
O’nun fikirlerini yaşatmak için savaşması gereken…

Ya O olmasaydı ?
Ya ‘MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ olmasaydı ?
Ya ‘CUMHURİYET olmasaydı ?

C"ANIMIZ"
U"MUDUMUZ"
M"İLADIMIZ"
H"AYATIMIZ"
U"FKUMUZ"
R"ENGİMİZ"
İ"SMİMİZ"
Y"OLUMUZ"
E"MEĞİMİZ"
T"ÜRKİYEMİZ"
Y A Ş A S I N
C U M H U R İ Y E T İ M İ Z . .

J.Gül Arslan 2012
(Düzenleme : 2021)

À lire aussi

Dear Scott Morrison,

Dear Scott Morrison,

24 avril 2021

"VIVE LA RÉPUBLIQUE"

"VIVE LA RÉPUBLIQUE"

28 octobre 2021