Accueil | Nos rubriques | Editos & Tribune libre

Bu yıl da, SESSİZ SEDASIZ GEÇİŞTİRİLEN ZAFERDE ÇANAKKALE GEÇİLEMEDİ ama ..... İSTANBUL GEÇİLDİ !

dimanche 18 avril 2021 | par Engin


Bu yıl da, SESSİZ SEDASIZ GEÇİŞTİRİLEN ZAFERDE ÇANAKKALE GEÇİLEMEDİ
ama ..... İSTANBUL GEÇİLDİ !

Julia Gül Arslan
Araştırmacı

18 Mart, 1915 Çanakkale deniz zaferimizin 106’ıncı yıldönümünde dahi savaşın geçtiği bölgenin civarındaki son gelişmeler hep birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan büyük resimdeki bulmacalar olağanüstüdür.

ÇANAKKALE RUHUNUN devamını sağlamak, böyle eşine rastlanmaz zaferlerimizi ve şehitlerimizi, komutanlarımızı anmak, unutturmamak, minnet duygusunu yaşatmak, bu uğurda canlarını kaybedenlere saygının ötesinde, günümüzdeki tehlikelerin hala devam ediyor olmasının bu topraklarda hala bu savaşın devam ediyor olduğunun farkındalığının temin edilmesi açısından önem teşkil ediyor.
Birinci Dünya savaşının Çanakkale’de cephesi neden açıldı ? Neden İstanbul ele geçirilmek istendi ?

Napolyon ne demişti ?

“Dünya tek devlet olsa, başkenti İstanbul olurdu.”

Dünyamızın midesini petrol yataklarının bol olduğu Ortadoğu, İstanbul ise dünyamızın boğazı olacaktır. Mideye gitmeden önce boğazdan geçilmesi normal gözüküyor.

18 Mart 1915’de 14 İngiliz gemisi, 4 Fransız, 3 tümen emrinde 4 kruvazör 14 muharip, altı uçak, uçak gemisi, 7 denizaltı, 21 mayın gemisi, 30’dan fazla bot ve yardımcı başka gemilerden oluşan büyük bir donanmaya buna karşılık ; Nusrat mayın gemisi ve kıyıda bekleyen topçularımız.

Bu büyük düşman donanmasının Nusrat mayın tarama gemimizin mayından temizlenmiş manevra alanına 8 Martta döktüğü yeni 21 mayından haberi yoktu. Bouvet’i 3 dakikada batıran mayınlar ardından İnflexible, İrresistible batırıldı. Geri çekilmeye çalışan Ocean gemisi de mayına çarptı, ve diğer irili ufaklı diğerleri.

Sonuçta, yenilmez diye bilinen Büyük Britanya uzun süredir tarihinde ilk kez Türk’lere yenik düşüp, Çanakkale Boğazından geçemediler.
18 Mart, 1915’de şanslı mayınlarımız sayesinde denizden geri çekildiler ama 25 Nisan’da karadan saldırıya başladılar. Bu defa Mustafa Kemal ve askerleri, Mehmetçikler siper oldu, yine geçemediler ama 1918’de bir tek imza ve bir tek kişinin, sultan Vahdettin’in imzası ve rızası ile ya da kandırılarak, sözde barış anlaşması ile düşmanın İstanbul’a ellerini kollarını sallayarak girmelerine izin veren zihniyetin arkasında ne vardı ?

1915’de başlayan bu savaş sona erdi mi ?

106 yıl önce istila edilmiş Osmanlı topraklarının tamamına gözünü dikmiş düşman askeri (sömürgeciler-emperyalizm) Anadolu’dan tamamen geri çekildiler mi ?

Peki, 500bin askerin katılımıyla, 250 bin şehit kayıp ve zayiat ile 1915’de Çanakkale’den geçirilmeyen düşman kuvvetleri, üç yıl sonra 1918’de İstanbul’a elini kolunu sallayarak girmesi nasıl mümkün olabildi ?

Düşünün, Osmanlı’nın savaşı olmadığı halde İngiliz-Alman çıkar çatışmasında Almanlarla ittifak yapmak zorunda bırakıldı diye Osmanlı devleti savaşa girmek zorunda bırakılıyor. Savaşı kaybeden Almanya ile Osmanlı da yenilmiş farz ediliyor. Barış anlaşması yapıyorsunuz ama hemen ardından düşman askerleri (İngiliz, Fransız, Yunan) ile direniş görmeden ülkeyi işgal ediyorlar.

Her millet için tarihin kara sayfaları olduğu gibi bazı altın sayfaları da vardır. Türkler için bu sayfalardan en önemlisi hiç kuşkusuz yeni Türkiye’nin kuruluşunun ilk işaret fişeği, ilk millet olma bilincini uyandıran ruh, 18 Mart Deniz zaferimizdi ve 25 Nisan’da başlayan kara savaşıyla birlikte, toplam 8.5 ay süren ve yetersiz teknoloji, onca kıt kaynağa rağmen sürdürülen Çanakkale Muharebelerinde gösterilen, insan üstü direnç, dünya tarihinde çok az rastlanacak bir direnç örneği sayılıyor.

Tarihteki bu tür zaferleri ya da yenilgileri değerlendirirken sadece sonuca odaklanmak yerine, neden-sonuç ilişkisindeki bağlantı ile birlikte kronolojiyi gözden ırak tutmadan yapmak gerekiyor. Sonuç odaklılık yolculuğa tependen paraşütle atlamaya benzer ve birçok önemli konuyu atlamış oluruz.
Peki yarım milyon asker küçücük alanda neden savaşmak zorunda bırakılmıştı ?
Müttefik Almanların İngilizleri Batı cephesinde meşgul etme tuzağındaki günahsız Türk evlatlarının günahı neydi ?

“Petrol kaynaklarının kontrolü bu savaşın birinci amacıdır”
1914
, Sir Maurıce Hankey- İngiliz savaş kabinesinden

Diğer savaşlar gibi Çanakkale savaşına da sadece tarihsel bir kronoloji gözüyle bakmamak gerekir. Çünkü bu savaş hala güncelliğini ve önemini koruyor. Bu savaşın gerçek amacını (yer altı kaynaklarını kapışma savaşı) ve hala günümüze olan etkilerini ( ülkelerin ulusal çıkarları hala devam ediyor ve edecek ) büyük resmin içindeki önemli detayları gizlemeden yapmak gerekir.
Doğru, güvenilir kaynaklarıyla tarih yazarak tarihin bilimsel olması analitik olmasına katkı sağlayabiliriz. Doğru tarih kanıt gerektirir. Ancak bazen bazı belgeler yok edilmiş, ulaşılması engellenmiş olabilir. Erişebildiğimiz belgelere dayanarak ele alırsak, genelde bize anlatılan savaşların çok farklı boyutu ile karşılaşıyoruz.

ÇANAKKALE SAVAŞINDAKİ
KARA ELMAS- PETROL FAKTÖRÜ

“1912 yılında, İngiltere hükümeti hiç beklenmedik bir anda sahnede yeni bir oyuncu keşfedecek, bundan alarma kapılacaktı. Yeni oyuncu, 1912 yılında kurulan Türkiye Petrol Şirketidir. Bu şirketin 1⁄4 ‘ü Deutsche Bank’ın, 1⁄4’ ü Hollanda Kraliyet/Shell şirketine aitti. Deutsche Bank Petrol üzerindeki imtiyazlarını Türkiye Petrollerine devretmişti.

Türkiye Petrollerinin hisselerini yarısı Türk Milli Bankasına aitti. Bu banka aslında salt İngitere’nin ekonomik çıkarlarını gözetmek için kurulmuştu.
Bu sözde Türk milli bankasının yüzde 30’u ise Kaluse Gülbenkyan adlı bir Ermeni’ye aitti ama bu onu saklardı.

Bankanın 30’u demek Türk Petrol şirketinin yüzde 15 demekti. Adı sözde Türk olan Türk petrol şirketinin kuruluşunu hisselerini ayarlayan kişi ise Ermeni Gülbenkyan’dir. Osmanlı ile ilişkisi daha 21 yaşında iken 1889’da seri halinde petrol hakkında yazdığı makalelerinden sonraya dayanır. ( anlaşılıyor ki Osmanlı topraklarındaki Petrolü varlığı savaş çıkmadan çok daha önceden biliniyordu.)
Öte yandan, İngiltere’nin tüm çabası İngiliz kökenli Avustralyalı işadamının 1908’de Abandan civarında 7 yıl uğraştıktan sonra dünyanın en verimli ve değerli petrol kaynaklarını bulan William D’Arcy ye ait Angola-İran şirketi ile birleşmesi konusunda baskı yapıyordu.”

Deniel Yerkin, PETROL- Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü adlı
kitabından alıntı

Sadece bu paragraf bile o kadar çok şey anlatıyor ve anlatılması gerekenler kitaplara sığmaz. Nitekim bu alıntı yaptığım kitap yaklaşık 750 sayfalık dünya petrol tarihini anlatan bir kitaptan.
Bu paragraftan yola çıkarak gelecekte daha fazla araştırmaların yapılmasını ümit ederek şimdilik sadece şu başlıklarla yetinelim,
- Osmanlı devleti yönetimi, barındırdığı milli ve özellikle gayri milli devlet adamları ve işadamlarının ihanetlerine maruz bırakılmıştır ve bu şahıslar başka devletlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde hareket etmişlerdir.
- Petrol adına başlatılan Çanakkale Savaşı net bir şekilde bir petrol kaynaklarını kapma savaşıydı
- İslam’ı yayma adına yapılan ve kıtalara yayılan Osmanlı İslam devletinin yönetimleri topraklarındaki petrolü, İslam’ı yaymak kadar önemli görmemiştir.
- Türkler topraklarındaki petrolü kapmak isteyen devler savaşırken Türkler boşu boşuna kan dökmüşlerdir.
- Dünya tarihinde ilk kez Türkler emperyalist-sömürgeci güçlere karşı Mustafa Kemal ile zafer kazanarak ancak topraklarının bir kısmın en stratejik alanını- İstanbul’u ve medeniyetler beşiği Anadolu’yu koruyabilmişler ve bağımsız olmayı başarabilmişlerdir.
Esaret altına alınamamışlardır.
- Savaştan 106 yıl sonra, Türkiye’nin şimdi geldiği noktaya, düşmanın geldiği pozisyona bakılırsa, içeriden ve dışarıdan, hiç durmadan, hiç nefes almasına meydan verilmeyen halkının beyni dumura uğratılarak kendi kurtarıcısına düşman edilerek, yine dini ve İslam önemsediği kadar tarımı- teknolojiyi-Üretimi-doğal kaynaklarını önemsemediğinden yola çıkarak 106 yıl sonra dahi, bu savaşın daha az kan dökerek devam ettiği inkar edilemeyecek bir gerçektir.
En az yüzyıldır süren ve büyük bir kısmı Türklerin elinde olan bu petrol savaşında Türkler 1915’de elimine edilmiş oldu.
18 Mart, Türkler için kısmen düşmandan kurtuluşun zaferidir. Petrolun zaferi ise hala savaştıklarımıza aittir.

Julia Gül Arslan
Araştırmacı