Accueil | Nos rubriques | Editos & Tribune libre

19 MAYIS SADECE BİR BAYRAM DEĞİL,

jeudi 20 mai 2021 | par Engin


19 MAYIS SADECE BİR BAYRAM DEĞİL,
BAYRAMLARI HAK ETMEYİ
ANIMSATMA RUHUNU YAŞATMA GÜNÜDÜR…

19 Mayıs tarihi bana önce vatanıma sonra insanlığa olan görevlerimi hatırlatıyor.

"Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. " M. KEMAL ATATÜRK

Bu günlerde ‘Malta Sürgünleri’ adlı bir kitap okuyorum. Emekli büyük elçimiz sn. Bilal Şimşir’e ait bir araştırma ürünü olan bu kitapta 1918-1922 arasında Osmanlı’da önde gelen Türk aydınlarının ve siyaset adamlarının vatanı savunurken İngilizler tarafından haksız yere nasıl suçlandıklarını ve ardından Malta adasına sürgüne gönderilme süreci anlatılıyor. Bu süreçte İngilizler tarafından Türklere yapılan haksızlıklara Fransızlar bile isyan ediyor. Bu arada kitapta şahsi çıkarlarını vatandan daha üstün tutan bazı devlet adamlarımıza dair bazı notlar da var.

Haksız yere suçlanan Türk mahkûmlarını İngilizler bir süre sonra serbest bırakmak zorunda kalıyorlar. Kitabın içeriğinin bu gününün siyasetine çok benzediğini görüyorsunuz. Kitabı okudukça ne açıdır ki dış ve iç siyasetimizdeki yanlışların hala pek de değişmediğine şahit oluyorsunuz.

Amerikan başbakanı J.Kenedy Amerikan gençliğine
“ Amerika size ne yaptı diye değil
ben Amerika’ya ne yaptım diye düşünün” demiş.

1988 yılınsa göçmen olarak yerleşmek için Avustralya’ya ilk gittiğimde, ağabeyim beni hava alanında alıp evine götürürken, örneğin yollara baktım ve şu şekilde düşünmüştüm ;

“Ben bu ülkeye geldim ama ne vergi ödedim, ne de başka bir faydam olmadı ama benden önce yaşayanlar oraya vergilerini ödeyerek ülkede suçluluk duymadan yaşayabilirler… şimdi sıra ben de” diye düşünerek kendimi daha ilk günden suçlu ve sorumlu hissetmiştim.

(Bilindiği gibi Avustralya’da yaklaşık 200 ülkeden gelen insanlar uyum icinde yaşıyor. )

Çok etkinediğim bir anekdotumu anlatayım.
1990’lı yıllarda Avustralya’daki radyolarda değişik ülkelerden gelen toplumların Avustralya’ya ne gibi KATKILARI olduğunu konuşurken, örneğin Yunanlıların, İtalyanların, Çinlilerin Avustralya’ya olan katkıları dile getirilirken sorgulanırdı. Türk’lerin bu konuda adı pek geçmemişti. Çok alınmıştım. Tedirgin olup içim sızlamıştı. Gerçekleri dinlemekten biraz gururum incinmişti.
Yıllar sonra 2006 ylında Anzak günününe Türklerin katılımı konusundaki bir gazete köşesindeki Türklerin Anzak yürüşüne katılmaması için yapılan yeni bir tartışmada, bu defa Avustralyalılar, Johnny Türkler tabii ki bizimle birlikte yürümeliler derken
Türklerin aleyhine her gün bir proje gerçekleştiren bazı gruplar (Ermeni ve Yunanlılar…) protesto edip Türklerin Avustralya‘ya ne KATKISI var ki diye dalga geçmişlerdi.

Demek ki neymiş ?
Toplumların, insanların gerçek değeri o toplumun değerlerine yaptıkları katkı ile ölçümler yapılıyor.

Yıllar geçti…sene 2021, henüz Türkiye‘de böyle bir anlayış yerleşmediği için hassas davranır sürekli bu kavram oturmağı için şikayet ederdim.

Ancak günümüzdeki yöneticileri görünce artık bakış açım biraz değişti. Yönetime gelip de ülkeye bırakın KATKI sunmayı ya da halkından KATKI beklemeyi onlar katkı vermiyor ki beklemeye yüzleri olsun diye dünüyorum, ne acıdır ki !

Atomize edilme modası ile gelen ve başı boş bırakılmış devletin henüz bir sistem oturtamadığı ve KİŞİSEL GELİŞİMİN moda olduğu günümüzde TOPLUMSAL GELİŞİM için yeterli aydını ivmesi henüz kazanamamış ülkemizdeki yöneticlerden bağımsız olarak, bari özellikle milli günlerde bize emanet edilen bu topraklarda bizler bu mirasa, vatanımıza ne gibi bir katkıda bulunduk ? ” diye kendimize sorduğumuzu düşünelim.

Herkes kendi sorgulaması yapacaktır elbette…..

Bu duygularımı yazmamdan yıllar geçtiği halde bana göre fazla değişmeyen gerçek ; toplumsal yapımızın hala dayanışmacı ruhtan yoksun olduğuna şahit oluyoruz.
Yaşadığınız bir yere memleketim diyebilmek bir ruh birlikteliği gerektiriyor ve bazı anahtar sözcükler zihnimde tekrarlanıyor ;
Üretmek
Dayanışma Ruhu
Yaşadığım her neresi olursa olsun
Katkıda bulunma ruhu
Sorumluluk taşıma bilinçi
Olayları sadece Kişisel değil, toplumsal düşünme ruhu…

…derken duygularımdan adeta bir şiir oluşuverdi.
Türkiye’de ‘ben ülkem için ne yaptım’ diye kendine soranların arttığı
ve bu bilinç ruhunun verileceği günlere ümitle..

MEMLEKET HAKETMEK

Memleket
bazen üzerinde doğmak,
bazen de orada yaşamaktır
nerede yaşarsan yaşa
o toprağa ve topluma saygılı olmam gerek

Memleket
ayrıldığında hasret çekmek,
özlemek,
bazen onun için gözyaşı dökmek,
bazen de ondan şikayet etmek
kavuştuğumda bayrağını, toprağını öpmektir.

Memleket
Toprak,
alınteri,
birlikte büyümek,
büyütmek demek,
iş demek,
emek demek,
aş,
ev,
aile,
sofrada bereket, sohbet demek,
Amaa illle de üretmektir…

Dostluk,
kardeşlik,
birliktelik,
bazen bir su damlası olup denize düşmek,
bazen de aynı denize akan ırmaklar gibi ayristırılamaz olmak
sadece orada yaşamak değil,
ille de çalışmak,
yaşama borcum ödemek demek

Memleket
Korunmak, kollanmak,
üstüne titrenmek ister,
sorumluluk,
akıl ister,
yürek ister

Memlekete memleketim diyebilmek için ;
‘katılımcı’ olmam,
yaşadığım toprağa saygı duyup,
yaşama hakkını vermem gerek…

Bu memleket şehit kanı demek,
Gerekirse canımı FEDA ETMEDEN ;
AKILLI olmam gerek
AKILLA yönetilmeyi talep etmem gerek
AKIL olmazsa kanımı dökmenin
kaçınılmaz olduğunu idrak etmem gerek
Bugün, ben kan üstünde uyurken,
Ve tarihimiz hala sinsice tekrarlanırken,
Şehitlerimiz mi uyanıp bu memleketi tekrar kurtaracak ?
Sorarım sana, o zaman kim utanacak ?

J.Gül Arslan



Nombre de visite 110