Accueil | Nos rubriques | Editos & Tribune libre

18 Mart 1915, DENİZ ZAFERİMİZ kutlanır da neden KARA SAVAŞLARIMIZ kutlanmaz ?

lundi 29 mars 2021 | par Engin


18 Mart 1915, DENİZ ZAFERİMİZ kutlanır da neden KARA SAVAŞLARIMIZ kutlanmaz ?

Julia Gül Arslan
Avustralya Gelibolu Dostluk Derneği Kurucu eski başkanı

Avustralya ülkesine göçmen alırken iltica ve akrabalık bağı dışındakiler için ince eleyip sık dokuyor. Puanlama sistemi ile vatandaş alıyor. Çünkü ülkeye değer katacak, yük olmayacak ve katkı sağlayacak insan istiyor.
1988’de Avustralya’ya göçmen olarak yerleşmeden önce bana destekleyicilik yapan ağabeyim henüz Avustralya’ya yerleşmeden önce, orada yerleşmeme yardımcı olurken bir ara şöyle demişti.” Tarihini öğren de gel.” Bu tavsiyenin ne alaka olduğunu bir türlü anlamamıştım. Yıllardır bana ; fen derslerinde iyi ol, gerisi önemli değil…” diyen ağabeyim birden tarih dersinin önemini anlamış ve bana da tavsiye ediyordu.

Tabiî ki, de ben bunun ne kadar önemli bir tavsiye olduğunu oradaki okul ve iş hayatımda topluma karışmaya başlayınca anladım.
Okulda İngiliz arkadaşım Türkleri küçümsüyor.
Yunanlı öğrenci Türkiye’yi bize bırakacaksınız, siz geldiğiniz yere Asya’ya geri döneceksiniz, … gibi yorumlarını dinler ama doğru dürüst cevap dahi veremezdim. Çok fazla kimlik bunalımı geçirmesem de çok olumsuz etkilenirdim. Kardak krizinde işyerinde Yunanlı iş arkadaşım yine fırsat bilip etrafındakilere Türkiye’yi ve Türkleri şikâyet edip mağduru oynarlardı.
Sözleşmeli işlerin bazılarında Yunanlı meslektaşlarım bana kindarlık yapar hatta Avustralyalı, Rus, ya da başka milletten mesai arkadaşları da yanlarına alarak Kıbrıs’tan başlayıp, Osmanlı dönemine kadar bir dolu düşmanca yorumlar getirirlerdi. Ne diyeceğimi bilemez şaşıp kalırdım. O zamanlar internet de yaygın değil ki bilgilenip cevap verebileyim.

Bir süre sonra internet yaygınlaşınca bu defa da bazı sitelerde 24 Nisanlarda Türkler aleyhine çalışmalar, sözde soykırım suçlamalarının ardı arkası gelmezdi. Sabahlara kadar yorumları okur kahrolurdum. Sonra anladım ki Ermeni konusu dipsiz bir kuyu içinden çıkılması mümkün değil. Baktım olacak gibi değil, tarihi araştırmaya başladım. Genelde yabancı kaynaklardan bilgi almaya çalıştım. Özellikle 1915’den Çanakkale Savaşından başladım. Gördüm ki, konu Petrol ile başlıyor ve bitmiyor.
Savaşı anlamak için Petrolün tarihçesini anlama ve bu savaşlara Petrol Savaşları demek daha doğru olur. Petrol konusu da, dipsiz bir başka kuyu. Türkiye düşmanları Türkleri suçlarken önce Petrolü nasıl Türklerin elinden kaptıklarını, nasıl oyun dışına attıklarını, aslında kendi yaptıkları soykırımı nasıl Türklere mal ettiklerini kısaca tarihleriyle yüzleşmelerini sağlamak da her Türk’ün görevi olmalıdır diye düşünüyorum. Bakınız ; PETROL-Para ve Güç Çatışmasının Epic Öyküsü, Daniel Yerkin

Tarihi öğrenip içselleştirmeye öncelikle Melbourne’da Anzak günlerinde düzenlenen anma törenlerine katılmaya başladım. O Çanakkale ruhunu, yerinde, Avustralya’da, hem de aynı zamanda savaştığımız ülkenin de bir vatandaşı olarak, çift vatandaş olarak, Çanakkale Savaşının ruhunu içselleştirebilmek çok önemli bir deneyimdi benim için.

AVUSTRALYA’DA 25 Nisan ANZAK TÖRENLERİNDEN ANILAR
Tören Anılarımdan…
Avustralya ve Yeni Zelanda 1916 yılından beri 25 Nisan günlerinde ANZAK askerlerini Çanakkale-Gelibolu’nun Arıburnu’ndan karaya çıktıkları günü Anzak Günü olarak anma törenleri düzenliyorlar.

Anzak’ların karaya çıktıkları günü anmak üzere düzenledikleri anma törenleri çok görkemli olur. Avustralya Gaziler Derneği tarafından Returned Services Leaque(RSL) olarak hiç aksatmadan, Avustralya’nın hemen hemen her eyaletinde, her şehrinde, hatta her bölgesinde her mahallesinde erken saatlerde bir asker kahvaltısı düzenlenir ve törenlere katılım sağlanır.

AVUSTRALYA GAZİLER DERNEĞİNE KARŞI
TÜRK GAZİLER DERNEK İŞLEVSELLİĞİ

Savaştan yaklaşık 80 yıl sonra, 1996 yılından beri Avustralya’da yaşayan Türklerin katılımıyla, Türkler de düşman tarafında olduğu halde törenlere Türk Gaziler derneği olarak katılım sağlanmasına izin verilmiştir. Avustralya’daki ( Viktorya-Melbourne) Türkler bu törenlerde Atatürk’ün Anzaklar için söylediği sözleri yazılı ve fotoğraflı bir pankart taşırlar.

2001 yılına kadar Türk tarafındaki Anzak törenlerine hiç Türk kadını katılmamıştı. 2001 yılında ilk kez bir Türk kadını olarak katıldım.
Kortejin önünde ve kucağımda taşıdığım Türk bayrağı ile yürüdüm. Türk bayrağındaki, kanı sembolize eden kırmızı alanı yaptığım gelincik çiçekleri ile donatarak farklı bir bakış ile yürüdüm. Bu fikir ve görsellik Anzak törenleri kortejini cadde kenarlarında töreni izleyen Avustralyalılardan olağanüstü anlamlı ve güzel bakışlara, el sallamalara ve adeta ‘çok iyi yapmışın’ el işaretlerine maruz kalmıştım/kalmıştık. Çok gurur duyduğum o yürüyüş kortejinin en arka sırasına aniden, başında büyük bir beyaz tülbentle yürüyüşe getirilen, yaklaşık 6 yaşlarında bir kız çocuğunu da katıvermişlerdi. O yıla kadar ne bir kadın ne de kız çocukları törene katılmazdı. Töreni düzenleyen kişiye bu ne anlama geliyor diye sorduğumda, “Gül hanım, o kız çocuğu da başka bir görüşü temsil ediyor katmak zorundayım” gibi sözler sarf etti. Bir yıl sonra da büyük bir poster ile gittim. Poster Anzak askerini kurtararak sipere taşıyan bir Türk askerinin fotoğrafıydı.

Çok sonradan sezgilerimden tercüme ettiği kadarıyla dinci grupların baskısı altındaki Türk Gaziler Derneği başkanı bana olumsuz tavır geliştirdi. O zamanlar çok üzülür ama belli etmemeye çalıştığım tüm bu başıma gelenlere bir anlam veremediğim başka bir konu da, bu defa da Anzak törenine o muhteşem dostluk posteriyle katılmamın men etmeye çalışılmasıydı.

İnat ettim kortejde kaldım. Adeta tek başıma bırakıldığım o günler de büyük bir direnç ile mücadele azmi ile ısrarlı olunca yürümeme izin verildi ama bu defa en arka sıraya atıldım. Arka sırada beni gören Avustralyalı gazeteciler sadece benimle röportaj yaptılar. Hatta yaşlı bir Gaziler Derneği elemanı beyefendi de ; “kızım sen en önde yürümelisin…” diye ısrar etse de Türk Gaziler Derneğindeki organizasyondan sorumlu şahsı ikna edemedi.

Sonuçta, tüm bu azimli ama çok stresli katılımlarım ile kadınlarımızın da Anzak törenine katılımı başlatılmış oldu. 2002den önce törenlere hiç katılmayan Türk kadınları daha sonraki yıllarda daha çok sembolik başörtülü kadınları özellikle kattılar törenlere. Daha sonraki yıllarda birkaç kez gelincik çiçekleriyle de katıldım. Tabii ki yine korteje katılmamam için engellemelere maruz kaldım.

Bu arada, Gelincik çiçeklerinin İngilizler ve İngiliz dominyon toplulukları için özel bir anlamı vardır. Anlatıldığına göre özellikle Normandiya ve Çanakkale’de Nisan ayında savaş bölgesinde açan gelincikler şehitlerin kanının sembolü olarak görülüyor. Türklerin de bazı kaynaklarda Kan Çiçekleri adını verdikleri gelincikler rengini şehitlerin kanlarından aldığı varsayılıyor ve barışı sembolize ettiği düşünülüyor.

2002 yılında, elimde taşıdığım Türk ve Anzak askeri ile olan taşıdığım fotoğraflı görüntüm, Melbourne şehitliğinde gelen ziyaretçilere gösterilen videoda son kare olarak yer almaktadır.
2004 yılında, Victorya RSL sekreteri Türkler düşman tarafındaydı artık yürümesinler dense de RSL başkanı sayın David McLaghlan, ” Anzak kortejinde sadece Türkler yürüyecek, evet düşmanlarımızdı ama onlar bizim Saygıdeğer Düşmanlarımızdı” demiştir. Ertesi gün TheAge gazetesinde, “ Anzak günü yürüyüşünde düşman tarafından sadece Johnny Türkler yürüyecek “ diyordu.

Bu olaydan sonra gazete okuyucularının yorumlarına açıldı. Avustralyalıların bu konudaki yani Türklerin Anzak günü yürüyüşlerindeki katılımlarına dair görüşleri soruldu. Çoğu Avustralyalı Türkleri onayladı hatta övgüler düzdüler. Ama gelin görün ki Ermeni ve Rumlar fırsat bulup Türklere hakaretler ettiler. Türklerin Avustralya’ya ne yararı var gibi olumsuz sözler sarf ettiler. Bu da gösterdi ki Avustralya ile Türklerin dost olmasını istemeyen Ermeni ve Rum kökenli Avustralya lobisi sürekli Türkiye aleyhine devrede. Sürekli olumsuzluk peşindeler. Gördüm ki Türk lobisi yok gibiydi ama Türklere düşmanlık dayanışması büyüktü…

Türkiye’de anneme bakmaya gelmeden önce beni çok gururlandıran son olay ise Atatürk’ün Anzak analarına söylediği sözlerin yazılı olduğu devasa yazıları tramvay duraklarına, Victorya Gaziler Derneği Başkanlığının(RSL) asmış olmasıydı. Nasıl gururlandım anlatamam. Km’lerce uzaklıktan tekrar tekrar gidip poz verdim. Aynı hafta içince 30km uzaklıktaki şehirdeki bu posterler önünde tekrar video çekim yapmak için, Anzak kortejine bizim Türk tarafında katıldığında sohbet ettiğim ama Fetö’çü olduğunu sonradan anladığım bir beyefendi ile gittim. Videolar ile müthiş anlamlı bir haber yaptığımı umarken eve gelip videoya baktığımda bu şahıs benim konuyu ve ortamı anlatan videomu çekeceğine kaldırımı yani boş video çekerek tüm videoyu bitirmiş olduğunu görünce girdiğim şoku tahmin edebilir misiniz bilemem.

Sonuç olarak, Avustralya’da yüz yıl önce atalarımızın savaştığı ülkede Türklere büyük bir saygı olduğunu hissederken diğer yandan çok vahim bir şekilde özellikle iç düşmanlarımızın da neden ve nasıl bu kadar fazla olduğunu bizzat şahit oluyordum.

18 Mart Deniz Zaferimiz, uzun zamandan beri ( Osmanlı’nın) Türk’lerin kazandığı ilk zafer olmasından dolayı eşine rastlanamaz bir gün olduğu muhakkaktır. Ama, 25 Nisan ve sonrası da öyle. 25 Nisan da Türkiye’de anılmalı, hatta 1. Ve 2. Anafartalar zaferlerimizin kazanıldığı, İstanbul’u Çanakkale’de en az üç kez kurtaran Mustafa Kemal’in kumanda ettiği zaferlerini ; 10 Ağustos, 21 Ağustos 1915’da anılmalı hatta kutlanmalıdır.
18 Martta Atatürk Çanakkale’de idi ama malum olduğu üzere, o daha çok kara savaşlarında parlamıştır. Eşsiz komutanlığının en büyük özelliği hiç olmayacak bir şey yaparak komutanını dinlemeden, müthiş bir inisiyatif alma ruhuyla ve olağanüstü hamlelerle müthiş başarılara imza atmıştır.

Bütün bu inanılmaz olayların gelecek nesillere anlatılması şarttır. Aksi halde başka güçler Mustafa Kemal’i Çanakkale savaşından çıkararak anlatıyor ve buna inananlar hızla artıyor.

Kahramanlarını tanımayan, inkâr eden ve rol modelleri olmayan nesiller aslında yok nesiller olacaklardır. Osmanlı yüzlerce yıl uluslararası ilişkilerinde oyun kurucu olamadı. Strateji geliştiremedi. Sürekli oyun dışı kalmak zorunda bırakıldı/bırakılıyor.

Ümit ediyorum ki, her Türk vatandaşı, özellikle yeni nesiller artık sivil diplomasi anlayışını içselleştirirler ve her biri diğer milletlerin vatandaşları gibi birer küresel oyuncu olmak esas hedefleri arasında olur...

Julia Gül Arslan
Avustralya Gelibolu Dostluk Derneği Kurucu eski başkanı