EURTRY:

Ana sayfa > Türkçe > AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN SERT UYARI

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN SERT UYARI


Ecrit par , 2009-05-26 10:37:22


Yazan: Nail Amudi

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN SERT UYARI: “PKK, Önkoşulsuz ve Derhal Silah Bıraksın!.. DTP, PKK Terörü İle Arasına Net Mesafe Koysun!..”

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu, Hollandalı Parlamenter Ria Oomen-Ruijten’in hazırladığı Türkiye raporunu dün (21 Mayıs 2008) kabul etti.

Genel Kurul’da kabul edilen raporda, DTP’li vekillerden ve belediye başkanlarından PKK ile aralarına açık bir sınır koymaları istendi. Terör örgütü PKK’nın eylemleri şiddetle kınanarak ve terörle mücadelede Türkiye ile dayanışmaya vurgu yapılan raporda, terör örgütünün önkoşulsuz olarak derhal silah bırakması istendi.

Ayrıca, Türkiye’ye karşı terörist eylemlerde topraklarının üs olarak kullanılmasına izin vermemeleri konusunda Irak hükümetine ve Irak’lı Kürtlere çağrı yapılarak, terörle mücadelede bölge ülkelerinin Türkiye ile işbirliği yapmalarından duyulan memnuniyet dile getirildi. Rapor’un genel kurulda görüşülmesi sırasında söz alan Hollandalı Parlamenter, Türkiye’nin terörle haklı mücadelesini desteklediklerini vurgulayarak, Avrupa ülkelerinin PKK’ya yönelik somut tedbirler almaları yönünde de uyarıda bulundu.

Avrupa Birliği Komisyonu adına konuşan Markos Kipriyanu ve Camiel Earlings ise; “AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK, bölgede barış ve istikrarın sağlanmasını ve kalıcı olmasını engelliyor. Kürtlerin çoğu refah ve barış istiyor. DTP’liler PKK terörünü dışlamalı ve kınamalılar” diyerek, DTP’nin PKK terör örgütü ile arasına net mesafe koyması yönünde önemli uyarılarda bulundular.

Bu arada, Türkiye’deki demokratikleşme alanındaki reformların sürmesi gereğine dikkat çekilen raporda, “Terörün hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceği" belirtilerek, PKK terör örgütünün Türkiye’deki reformların yavaşlamasında önemli bir etken olduğunun altı çizildi.

Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum; PKK, sadece kendisini değil, Kürt aydınları ve siyasetçilerini de siyaseten intihara sürüklüyor.

Çok açık değil mi? Kürtlerin kaderi, Türkiye’de özgürlüklerin gelişmesine ve demokrasi sürecinin sağlıklı yürümesine bağlıdır. 1980’lerde silahla, şiddet ve terörle patlayan Kürt milliyetçiliğinin Kürtlere de, Türklere de yararı dokunmamıştır. Hatta, şiddet eylemleri nedeniyle en büyük zararı da Kürtler görmüştür. Bundan sonra siyaset meydanlarında canlandırılacak Kürt milliyetçiliğinin ve şiddet eylemlerinin, Türkiye’yi istikrarsızlaştıracağına, karşı milliyetçilik akımlarını körükleyeceğine ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunu zorlaştıracağına dikkat çekerken, kimlikleri korumanın ve geliştirmenin yolunun, artık bu çağda etnik milliyetçilikten ve şiddetten geçmediğini bir kere daha vurgulamak istiyorum.

Evet, şimdi zaman silahlara veda zamanıdır. Artık ateşkes değil, önkoşulsuz ve derhal silah bırakma zamanıdır. Silah ve şiddetle, legal siyaset arasına yüksek bir duvar çekme zamanıdır. Eğer barış ve demokrasi isteniyorsa, başka çıkış yolu yoktur. PKK, asıl pusuyu Kürtler’e ve onların geleceği üzerine kuruyor. Bu çıkmaz yolda ısrar, acıları daha da artırmaktan, Türkiye’nin demokratikleşme hedeflerine zarar vermekten başka bir sonuç yaratmıyor.

Geçen zaman göstermiştir ki, Kandil-İmralı çizgisinde ısrarlı olan DEP, HADEP, DEHAP, DTP gibi partiler, hukuki meşruiyet sorununu aşamamış, aşmak için de yeterli çabayı göstermemişlerdir. Oysa bu siyasal çizginin PKK ile aralarına mesafe koyması ve teröre karşı tavır alması kendi yükseleceği siyasal zemini var etmenin ön koşuludur. Eğer amaç, demokratik sistem içerisinde siyaset yapmak, halkın taleplerini siyasal sistem içinde temsil etmek ise, asgari şart legalite, yani yasal ve anayasal çerçevede kalmaktır.

Şimdiye kadar Kürtlerin demokratik yollarla ifade edilemeyen haklarını temsil iddiasına dayanan örgüt, son zamanlardaki açılımlarla görevsiz kalmış, marjinalleşmiş ve Ahmet Türk’ün dikkat çektiği üzere, “Kürtlere en büyük zararı verir” duruma gelmiş. Bu esnada yapması gereken tek şey, temsil ettiğini iddia ettiği “halk lehine” koşulsuz silahları bırakmaktı. Oysa şimdi Kürtlere daha ağır bir bedel ödetmenin, kendi varlığını Kürtlere taşıtmanın telaşına düşmüş durumda. Örgüt, Kürtler için de giderek sadece kendini temsil eden ve Kürtlerin toplumsal haklarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir liderlik hırsını ifade etmeye başlamıştır. Bu esnada giriştiği şiddet politikasının özelde Kürtlerin, genelde Türkiye’nin kazanımlarını geriletmekten başka bir işlevi olmayacaktır.

Kan ve şiddet üzerinden siyaset yapmayı, etnik ayrımcılığı körüklemeyi, hiçbir demokratik ülke tasvip edemez. Amaç siyaset yapmak değil, illegaliteyi legalleştirmeye ve dünya gündeminde mağdur görüntüsü ile yer almaya çalışmaktır. Yani demokratik ortamı kullanarak, siyaseti güdükleştirmek ve kendine varlık alanı açmaya çalışmak. Bu yaklaşım, demokrasi ve siyaset düşmanlığıdır. Bunun ne ifade özgürlüğüyle, ne de örgütlenme özgürlüğü ile bir alakası vardır. Kendisi gibi düşünmeyen herkesin ölümünü mübah gören, şiddette ısrar ederek Kürtlere en büyük düşmanlığı yapan ve ABD/Avrupa ülkeleri tarafından terörist ilan edilen bir örgütü övmek, finansman ve toplumsal destek sağlamaya çalışmak, şiddeti ve terörü meşrulaştırmaya dönük söylemler üretmek, ifade özgürlüğü kapsamında düşünülemez.

Evet, PKK demokrasinin önündeki en büyük barikattır ve onu aşmanın yöntemi de, aynı barikatın kerpiç ve kof tuğlalarını demokrasi denizinin selleriyle yıkmaktan geçmektedir.

Şiddet yoluyla elde edilmiş hiçbir edinim yoktur, varsa da kalıcı olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.

Nail Amudi
[email protected]

Mot-clé :
Site planı | RSS 2.0 | Copyright Turquie News 2006-2019 | Mentions légales PageRank