EURTRY:

Ana sayfa > Türkçe > PKK’YI NASIL ANLAYALIM?..

PKK’YI NASIL ANLAYALIM?..


Ecrit par Nail AMUDI, 2009-05-26 10:34:05


TARİHİN DERİNLİKLERİNDE KALAN CAN YAKICI GERÇEKLER!..

“Kanla beslenen değirmen kan öğütmeye devam ediyor. Yürekleri ve beyinleri kendilerine ait olmayan tetikçiler, niçin ve kimi öldürdüklerini bilmeden, cinayetlerine yenileri eklerlerken, aslında bir gün sıranın kendilerine gelebileceğini görmekten halen uzaktalar…”
“Kürtler, Türklere çok yakındır. Ancak biz Kürtler neden kendimizle ilgili sorunlardan bir türlü kurtulamadık?” diye soruyor Kürt aydını Behlül Yavuz. Kendisiyle sorunu olan birey ya da toplumlar, bırakalım üretkenliği, gelişmeyi, büyümeyi; eski kendisinden ve geriye doğru çeken başlarından bir türlü kurtulamazlar. Adeta bir girdap içinde döne döne boğuşmaya doğru, ölüme doğru koşup giderler.

Birçok aydınlanmamış yönüyle PKK’nın tarihi hala derin araştırmalara ihtiyaç duymaktadır. Ancak bugün yazıma, çok can yakıcı bazı gerçekleri tespit etmekle başlamak istiyorum.

PKK çıkışından itibaren Kürtleri “eleştiri” adı altında hep kötülememiş midir? Var olan tüm “canlı” değerlere küfretmemiş midir? Her şeyi yok sayıp, kendini tek doğru olarak göstermeye çalışmamış mıdır? 30 yıldır “halk hareketi” ve “gerilla savaşı” adı altında sürdürdüğü şiddet politikasıyla, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu binlerce sivili katledip, Kürtlerin sosyal, ekonomik, kültürel alanda kalkınmalarının önünde en büyük engeli oluşturmamış mıdır? Kürtlerin demokrasinin nimetlerinden yararlanmasını engellemek için şiddetin her türlüsüne başvurmamış mıdır? Şiddet politikasına karşı çıkan, demokrasiden yana tavır alan değerli Kürt aydın ve siyasetçilerini öldürmemiş midir?

30 yıllık bir tarihi sürecin gerçeklerini ortaya koyabilmek için, tarihi yeniden geriye doğru yazabilmek için, gerçeklerin kaybolmaması için yazdıklarıma şöyle bir göz atın yeter.

PKK’nın kendi içinde muhalif kabul etmeyip, öldürdüğünü yıllardır dost düşman herkes dillendiriyor. Ancak gözden kaçan bir gerçek var ki, bu daha da acıdır; PKK sadece muhalifleri değil, onun gerçeklerini ortaya koyabilecek herkesi (cinayetlere tanıklık edenleri) yok etmeyi amaç edinmiştir.

“Yargısız infaz” en çok PKK içinde kullanılmıştır. “Yargılı infazlara bile karşı olmak gerekirken, yargısız infazın nesini meşru görebiliriz?” sorusu başka bir tartışma konusudur. Ancak ben, hakkında kesin ve doğru bilgilere ulaştığım bazı kişilerin infazları üzerine bildiklerimi yazarak, Kürtlerin başına bela olmuş bu laneti tanıtmayı bir görev bildiğim için öncelikle bunu yapacağım.

İşte bildiklerim, gördüklerim, duyduklarım ve elektronik postama intikal eden mektuplardan derleyip hazırladığım gerçek infaz öyküleri… İşte “ajandı”, “işbirlikçiydi”, “intihar etti”, “kendini yaktı”, “yıldırım düştü”, “kayadan yuvarlandı”, “selde boğuldu”, “psikolojik bunalımdaydı”, “kalp krizi geçirdi”, “kaza kurşunuyla kendini vurdu”, “kaçarken öldürüldü” türünden bahanelerle yargısız infaz edilenlerin hikayeleri… Bizzat kanla beslenen değirmenden kaçmayı başaran ve halen hayatta olan tanıkların ağzından tarihin derinliklerine gömülmeye çalışılan cinayetler…

NASIR: 2000 yılında yapılan 7.Olağanüstü Kongre’den sonra artık bu işin doğru gitmediğini gördü ve Kongre’de PKK’deki sistem gerçekliğini, örgütün şiddet politikasını eleştirdi. Bunun üzerine Semir’in ruhunun Nasır’da nüksettiğine yönelik yapılan tespitten sonra tutuklandı. Nasır tutukluyken açlık grevine girdi. O dönem hareket içindeki rahatsızlık, hareketin merkezi durumuna gelmiş olan Dole Koke Vadisinde toplanmıştı. Birçok kişi Nasır’a katılmak için aslında bir işaret bekliyordu. Nasır bunu görerek açlık grevinden vazgeçti. Amacı insanların kendisi gibi ölmesini engellemekti. Buna rağmen ondan sonraki süreçlerde de sürekli bir gözaltı durumu yaşadı. PKK içinde yandaşlarının artması ve gerilla arasında öne çıkmaya başlaması nedeniyle, Kani Cenge’deki Özel Kuvvetler Karargahında katledildi. İnfaz kamuoyundan gizlendi. Senaryo ise şöyle çizildi: Bir grup Nasır’ı kaçırmak üzere saldırıyor. Nöbetçi de Nasır kaçmasın diye, Nasır’ın içinde bulunduğu hücreye bombayı atıyor ve Nasır’ı öldürüyor. Bu senaryoyu uyduranların kendileri de inanmadılar. Ancak halkı kandırmaya çalıştılar. Gerçekte ise durum öyle değildi. Nasır’ın öldürülmesi gerektiğini PKK Konseyi yaptığı bir toplantıda tartışıyor. Bazıları karşı çıktığı için karar resmileştiriliyor ve pratiğe geçiriliyor. Nasır’ın tutuklu bulunduğu hücreye bombalar atılıyor. Ancak buna rağmen ölmüyor ve birkaç gün yaralı halde tutuluyor. En son tekrar öldürülmesi gerektiğine karar veriyorlar. Hatta bir gelenek haline gelen ölünün eşyalarının kullanılması ritüeli tekrarlanıyor ve Nasır’ın kırılan saati bile tamirciye gönderilerek yapılıp kollara takılıyor. Nasır’ı öldüren özel kuvvet elemanı Şervan ise, Kuzey’e gönderilirken kaçtı denilerek, gerçeğin saklı kalması için kendi deyimleriyle “taşaltı” ediliyor. Cinayetin tanığı bir diğer kişi de “suda boğuldu” iddiasıyla ortadan kayboluyor. Ancak bu da bir gelenekti, tetikçilerin öldürülmesi her zaman işi sağlama bağlamanın bir başka yoludur.

GÜLAN: PKK’de yaratılan diğer bir gerçekliğin ifadesi oluyor. İktidar hırsı ve insani değerlerden uzaklaşmanın bir sonucu olarak her şeyi yapabilme derecesine gelen insana bir örnek. PKK Konsey üyesi Peşlin, Meclis üyesi Dicle Andok ve yönetici Horyas, Gülan’ın öldürülmesine karar veriyor ya da verdiriliyor. Çünkü özel kuvvetlerde yöneticilik yapan Gülan birçok çirkin cinayeti ve planı biliyordu. Ama aynı zamanda var olan iktidara biraz muhalif ve bir tehlikeydi. Bunun üzerine karar verilerek PJA Kongre sürecinde boğularak öldürüldü. Uluslararası komployla ilişkilendirilerek kaçan bir şahıs da katil gösterilerek ipe sapa gelmez bir senaryo hazırlandı. Ancak yine kendileri de inanmadılar. Buna rağmen bir anıt yaparak timsah gözyaşları dökmeyi de ihmal etmediler.

HARUNE SERMEZİN: Mele Abdurrahman Dürre’nin oğlu. Uzun yıllar saflarda kaldı. Mücadele etti, ancak mücadele tarzının yanlış ve sonuçsuz olduğunu anlayınca karşıt duruma geldi. Şiddet politikasına karşı çıktı. Sonunda “kaçma süsü” verilerek öldürüldü. Baş senarist Abbas’tı. Xenere’deki bir çok cinayetin senaryosunu hazırlayan Abbas, bu defa da Harun’un öldürülmesine karar vermişti. Aylarca hapis tutulan Harun’dan kurtulmanın tek yolunun onu vurmak olduğuna karar verildi. “Kaçma süsü” verilerek, öldürüldü.

MAHSUM: Yıllarca PKK Konseyinin yanında muhaberecilik görevi yaptı. Birçok gerçeği bildiği halde mürit derecesindeki bağlılığı onu bu işi sürdürmek için motive ediyordu. Ancak en son Apo’nun ihanetini görünce ayrılmaya karar verdi. Ermenistan üzerinden Avrupa’ya çıkmaya çalışırken yakalandı. Dağa geri getirildi. Birkaç ay tutuklu kaldı. Sonra çoban olarak görevlendirildi. Bunu da yeterli görmeyen ve kana doymayan Abbas, “onu eve gönderdik” diyerek, yine kendi deyimleriyle “taş altı” ettiler.

Evet, cinayetler bunlarla başlamış ya da bunlarla bitmiş değil elbet. Bu konuyu işlemeye ve araştırmaya devam edeceğim.

Kürtler bu cinayetlerin talimatını verenlerden ve gerçekleştirenlerden mutlaka hesap soracaklardır. Bu cinayetler, Murat Karayılan, Fehman Hüseyin, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan ve ardıllarının kanlı defterlerine kara bir leke olarak yazılırken, defterin altına koyu renk ve silinmesi mümkün olmayan bir kalemle “ileride yargı önüne çıkarıldıklarında bu cinayetlerin hesabını mutlaka verecekler” notunun düşülmesi ihmal edilmiyor tabii ki…

Nail Amudi
[email protected]

Mot-clé :
Site planı | RSS 2.0 | Copyright Turquie News 2006-2019 | Mentions légales PageRank